ÖYLESİNE YUTTUM Kİ SESLİ HARFLERİMİ.. - Blogcu



ÖYLESİNE YUTTUM Kİ SESLİ HARFLERİMİ..

1/8/2009 - Dizlerimizin yarası..

                         

        Biz O'na hiç arkamızı dönmedik, ama Aşk ısrarla yüzümüze bakmıyordu...

        Satırlarca gözyaşı biriktirmeyi aşktan sanıyorduk. Kader aciz oyunlar kuruyor, yine de her oyunda kazanan oluyordu. Kaç iklim gömdük bir yağmura? Sağanaklar bizi bir türlü bulmuyordu. Yitip gitmek üzereydik, Aşk inatla yüzümüze bakmıyordu. Ve senin gözbebeklerinden ışığını çalmıştı eylül, belki de küskünlüğü bundandı haziranın. Bilmiyorduk...

        Dizlerimizin yaralarından, düşlerimizin yaralarını sarmaya vaktimiz olmadı bizim. Hep aşka kalkıp, yüzsüzlüğüne düşüyorduk. Usanmayı hatırlamıyorduk. Hep 1 olmak için aldık nefesi, oysa 2 mizin gökyüzü farklıydı. Senin gecen, benim sabahımı sevmezdi, bende senin gecene yüzgörümlüğü yıldızlar çizmekten yorulmuştum.

        Gel zaman-Git zamanlar hiç bitmezdi, fakat biz ne gelebiliyor ne de gidebiliyorduk. Yerimizde saymayı aşktan sayıyorduk, Aşk yüzümüze bakmıyordu.. Şakası yoktu, hiçbir zamanda olmadı. Ne zaman zorlasak, intiharları diziyordu sıra sıra aramıza, birinden kurtulsak diğerinde ölüyorduk. Gazetelerin 3. sayfa haberlerine bile yazılmıyordu adımız, oysa biz ölmeyi de Aşktan sayıyorduk...

        Aklı beş karış havada şehirlerimiz vardı bizim, seni alsa beni hep dışarıda unutuyordu sokakları. Ve inan yalnızlık ikimize de hiç yakışmıyordu. Ne zaman en masum gülüşün belirse yüzünde, aklın Kız Kulesi'ne bakan o bankta oturuyordu ve ben ne zaman yanına gelsem, o bank hep boş oluyordu. İstanbul bizi aldatıyordu, biz sayısız denklem kurup yine de bu aldanışa doğru cevabı veriyorduk. Ama yanlışımız çoktu ve tabi ki yanlışların çokluğunda doğrunun bir hükmü kalmıyordu. İstanbul bizi aldatıyordu... Biz Kız Kulesi'ne hiç gitmiyorduk.. Belki de sen hiç gülmüyordun, ben farketmiyordum. Fena aldanıyorduk...

        Ezeliydi düşmanlığımız. Ateşle barut misali. Sen yandıkça ben kül olabiliyorken, ben yanarken sen ateş olmayı seçiyordun ve düşmanlığımız bitmiyordu bir türlü. Kendimizi yakmayı Aşktan sayıyorduk biz, fakat o yüzümüze hiç bakmıyordu.. Ne zaman gözlerini ayırsan gözlerimden, silahlarını kuşanıp dilinin ucundaki sözcüklerde pusuya yatıyordu.. ben vuruluyordum, masal kanıyordu, sen bilmiyordun...

        Hiç unutmuyorum... Yağmurlu bir gecede, siyah elbisesiyle gelmişti bu masal. Ayak bileğini burkmuştu ve hafifçe topallıyordu. Ağır aksak yaşamlarımıza topal bir çizgi çizmişti farketmeden. Fahişeydi ruhu. Bana giyinir sana soyunurdu.. Sen şefkatinle sahip olurdun ona, o şehvetiyle senin olurdu. Hiçbir zaman "bizim" olmazdı. Bunun hırsıyla her seferinde kendinden geçer, başka başka isimler fısıldardı kulağına. Sevişmekten yorgun düşünce benim yüzüme saklardı, aklamaya çalıştığı bedenini. Ve senin cebinde biriktirmişti ihanetleri. Sen gözlerime bakamazdın, ben de kırıklarım batmasın diye gözlerimi hiç kapatmazdım.

        Ve birgün Aşk masalı vurdu !

        Yavaş yavaş elini eteğini çekti hayat, kavak yelleri yerini poyrazlara bıraktı. Uykularımız huzursuzdu, kırılıp dökülmelerimizin mecazi anlamı kalmamıştı ve tabiri caizimiz hala kayıptı. Sen susmuştun, ben avaz avaz koynundaydım kelimelerin. Tarifsizliği Aşktan sayıyorduk, bölük bölcük tutunuyorduk kıyılarına ama O ısrarla yüzümüze bakmıyordu...

                                                             ( Alıntı )

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

23/5/2009 - HOŞGELDİN..

                                            Image Hosted by ImageShack.us

 

Yaşayıp gidiyordum...  Aslında şöyle demeliyim: "Yaşıyordum ama gitmiyordum." veya "Gidiyordum akıp zaman içinde, kaybolmuş vaziyette, ancak yaşamıyordum."

 

 

Bir aşk hikayesine boyanmıştı bütün mevsimlerim

Tuhaflığı yoktu yazın kazak giyip de

Kışın denize girişimin

Kazağımda da aşk kokusu vardı

Acıma dokunan ve

Nasıl kokacağını şaşıran

Yosunlarda da

 

 

Sonra sen geldin.

 

 

Hadi gel, hayatı anlayalım ve anlatalım." dedin. Çok konuştuk bu konuda, çok... Hem her duygunun tarifini almak istedin hem de hepsi hakkında, bildiğin ne varsa bana vermek. Seninle konuştukça, kendime dair son derece basit ama yine de hiç üzerinde durmadığım bir şeyler olduğunu görmek beni nasıl da şaşırtıyordu.

'Acı' konusunda çok konakladık...

 

 

Kanattıkça beni böyle acı

Ve sohbetler yetmeyince nefes almaya

Ağlardım

Yaralarımdan şiirler yapardım

 

 

Sonra sen geldin.

 

 

Geldin ve: yükünün birazını bana ver.. dedin. Şaşırdım çünkü görünüşe göre senin yükünün benimkinden fazlası vardı ama eksiği yoktu. Sen anlatırken fark ettim ki içinde bir yerlerde bu yüklerle başa çıkmak için özel eğitimli bir parçan vardı. Bu parça, yükün niteliğini ya da niceliğini, yürekte en hafif duracak hale getirebiliyordu gerçekten.

 

 

Konuşurken bir yandan da yüreğimin en tozlanmış ve uzun süredir de yanına hiç uğranmamış parçasını koydun masaya. Bak, dedin "bunlar hayat dostu parçalar . Şimdi bunları öyle güzel temizleyeceğiz ki bir daha canın içindeki parçalara dokunmak istediğinde ve hüzne giderken, bunların ışıltısına takılacaksın. Takılacaksın ki hüzün doğuran acı parçaları koyuvereceksin yerinde tozlanmaya. Böylece de zamanla ağırlıkları, olması gerektiği kadar olacak.  



Sen geldin

Kelimelerini şekere batırarak

Sen geldin

Baktığın yerlerde çiçekler bırakarak

 

Acıya ve hüzne gereğinden çok yüz vermemeli insan. Ben artık hüznü içimde şişmanlatmamayı, başarıyorum galiba..

 

 

Canımın içi değil

İçimin canı olup da

Sen

Geldin

 

 

Bildiğim bütün aşk cümlelerini unutup senli kelimeler kurmak istiyorum aşka,sana,bana ama en çok bize. Aşk en çok sana yakışsın sen de en çok içime. Yüzümde oluşturduğun gülücük kadar içten olsun içindeki bende. Hani derler ya eksiksiz herşeyinle, sen beni katıksız sev hiçbirşeyimle. Sen tamamla eksiklerimi içinde yarattığın benle. Bu sefer bırakalım biz değilde aşk kazansın yüreğimizde. Yüzünü her gördüğümde içimi titreten adam, her dakika bağdaş kurup otur gözbebeklerime. Bana ilk geldiğin gün kadar heyecanlı ol hep benimle. Ellerim tutarken ellerini gözlerin hep böyle derin baksın, kokum en çok tenine yakışsın. Birazda şımart istiyorum beni, içimdeki küçük kızı uyandır ve oyunlar oynayalım birlikte. Kumdan kalelerimiz olsun bizim de. Ve ben galiba herşeyi yaşamak istiyorum seninle. Adına aşk dediğim!!! 'Anlamak' kelimesini sözlüklerden çıkartıp elimle dokunacağım kadar somut hale getirdiğin ve yüreğime yerleştirmeme yardım ettiğin için,'Anlamak' ve 'anlaşılmanın' en güzel denilen sevişmeleri kıskandırdığını bildiğin ve bana da öğrettiğin için, durum ne olursa olsun, dilinde bu kadar güzel bir 'özgürlük' şarkısıyla yaşayabildiğin için... Senin için...

 

 

Ne iyi ettin...

 

 

İYİ Kİ GELDİN...

 

 

" Gözlerinin Kıyılarında Büyümenin Onuru bana yaşattığın için sonsuz sevgilerimle..."

 

Seni seviyorum Sığlığıma Sevda Genişliği Katan İnsan..

 

 

O.D.

 

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

6/12/2008 - Susmak aşkımın dilidir!..


"-susmak aşkımın dilidir- diyen sevgili

konuş şimdi, kelimelerine ihtiyacım var…"

 

Parça tesirli sancılar düşüyor kalbime…

düştükçe uçurum, sancıdıkça aşk…

ve aşklaştıkça kalp

daha çok parçalanıyor hayat

yaklaştıkça daha bir özlüyorum

kabul ediyorum, galibimsin

ve ben her şeyini savaş alanında bırakan

mağlup bir komutan gibiyim şimdilerde..

tüm zaferlerimi sende yitirmişim

kör bir şahinin gözleriyle yol arıyorum kendime

sana çıkmayacağını bildiğim yolları görmekten korkuyorum belki de kim bilir?..

 

çıkmaz sokaklarda kısır kalıyorum döngülere..

ve ben dönemezken kendime

labirentlerinde kaybolmuşken,

sağım sen, solum sen, yolum sen, yönüm sen olmuşken,

senden gayrısına yok, yokluğuna râm olmuşken,

susma ömrüm!...

 

yol kesil cehenneme...

 

 

keskin bir virajsın içimde bir türlü alamadığım..

ne zaman geçmeye kalksam senden,

ya bir uçurum boşluğu, ya bir şarampol oluyor sonum..

uzanan elleri tutmuyorum..

yüreğime taktığın alyans tutuyor içimi,

içini bırakmıyorum..

dul bir hasrete yâd/igar kalıyorum ötelerde

Yar dediğimi ağyar, yaban dediğimi yar sanıyorlar..

Sancılanıyorum sessizliğine

Tam vakti;

susturucu takılmışken yüreğime,

haykıramazken,

her kurşun içimi parçalarken,

infilak ederken isyanlarım sensizliğe,

ve akarken gözümden ırmak ırmak,

susma ömrüm!...

 

ateş kesil cehenneme...

 

 

tüm piyonlarım tükendi.

Elimde bir şah…

nereye koysam kendine mat çekiyor..

Cemreler ihanet ediyor adına,

Aslı hükümsüz..

kendini bile ısıtmıyor..

adım lâl kalıyor zemheri ayazlarına..

(d)üşüyorum..

muhaciri değilim gayrı bu Arafın..

ne cennet kokabiliyorum, ne cehennem yanabiliyorum..

kendimsiz bir kent kuruyorum yokluğunun sokağına..

baykuşlara sakinlik yapıyor kentimin ıssızlığı…

sesine parazit yapan bir sesle yıkılıyorum

uğraşma aşk..!

kaldıramazsın;

kumdan kaleler gibi bir rüzgarlık değil, bir cümlelik yıkımlarım..

bilmem ki hangi rihter ölçer sarsıntılarımı..

artçı sellere verirken sitemimi,

sana "sus"arken,

ölüme "su"sarken,

müptelâsıyken kahramanı bıçaklanmış masalların

aşk için aşıkları ezip geçmişken,

susma ömrüm!...

 

şehâdet getir cinnetime...

 

 

öznesi sen olan bir ömre verdim adını,

ki ölüm yar olana kadar tek yâr dediğim ol diye..

sana geldim, ölüme yâr etme diye.

Susma diye çırpınışlarımın tek müsebbibisin..

Biliyorum aldırmıyorsun

Dönmeyeyim istiyorsun sultanlığına

Ve aslında aşk'tan korkuyorsun

Zulmetin sırtımda yama olurken yar'alarıma

 

Hani olur da geldiğimde bir gün

kapanacaksa yüzüme şehrinin kapıları,

her lisanı lâl bırakan bakışlarım anlamını yitirecekse eğer

ve el elini tutacaksa ellerin,

Elimde değil yanacağım

 

O vakit gülüp geçeceksen yangınlarıma,

Sarmayacaksan,

Benimle kınanıp, benimle yanmayacaksan,

Cennetten kovulmayı göze almayacaksan,

Bir sözüne çölde vaha gibi susarken

öyle umarsız susacaksan…

sen de sus ömrüm!...

 

 

Sus!..

Sus ki, ölüm bana yâr,

ben ölüme Yâr olayım…

sen toprak kesil cesedime…


ALINTI

Yorum (16) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

29/4/2008 - Aşkın Karanlık Metali..

 

 

Karanlıkta duruyorum aşk vurmasın yüzüme


dokunmasın kimse bana


kimse ulaşamasin artık tenimin incinen yerlerine...


uyanmasın bir daha etimdeki yaralı hayvan


zamanın siyah deltasında çürümek istiyorum


biliyorum artık kimse yok kimsesizliğime...



biliyorum aşka kimse yok


aşkın karanlık metali soğuyor yüreğimin derinliklerinde...


aşklarım, arkadaşlarım, dostlarım


dağılıp gitti herkes


içimi sızlatacak kimse kalmadı içimde...

MURATHAN MUNGAN

Yorum (12) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

18/3/2008 - Öpüldüğü Yerlerden Kanar Aşk..

 

 

I.

öpüldüğü yerlerden kanar aşk

acı siyahtır oysa, kanar ve boyar gözleri

gülüşlerimi tahliye et ey Panos ..! Cezasını çekmedim mi..?

II.

yüzüme kapattım telefonu, sesimi duymak istemiyorum

zamanla kabulleniyor insan arızalı ümitleri,

meşgule düşen beklemeleri

kendimden kaçıyorum, beni saklayabilir misiniz..?


içinden taşan bir kadının dalgaları ıslattı aynayı

ayna..! Göstermiyor iç yıkımları

ağrıyan kırgınlıklarımın test sonucu geldi oysa

iyi huylu çıktı yüreğimdeki sevgi..kahrol ayrılık..!

III.

dikişleri kaynadı kesilen mavilerin

suya düştü öpüşüm, düpedüz intihar bu

dur! Ölme. Öpüş(me)lerim


ağzımla kuş tutsam yaranamam artık aşk'a

ben de alır kanatlarıyla lir çalarım

hadi uyan içimdeki kadın,

kır zincirlerini. Dört ikilik bu hüzün senin,

söyle şarkını, dillen..sahnedesin

sahne sensin

ağlayacaksan, başlamayalım

IV.

firar etti özlem, geceler tutuştu

hayatım uykuya daldı göğsümde, saçlarını okşadım

kim serdi üzerime bu sessizliği..? Terlemek kötü


bağışlasın beni çocukluğum, koruyamadım yumuk ellerini

dağınık sevgilerin ortasında kaldı yaptığım kumdan kaleler

hadi baba! Bir kez olsun yardım et

dikenli teller örelim anılarımın çevresine,

yaralanmasın sevişmelerim

V.

uçakların arkasından su döktüm bekleyenler için

gemilerin rotasına çiçekler ektim

suladım tren garlarında unutulan hüzünleri

halinize gülün, halime değil

blöfünüzü gördüm, artık çekiliyorum


son kez sigaramı yakar mısınız..?. Ateşime kar yağdı

VI.

siz hiç martılarla şiir içtiniz mi?

sızdınız mı bir yıldızın üzerinde dibe vurmuşken..?

bıçak kemiğinize dayandı mı, kemiğiniz dahi titrerken..?

çıldırmak içten değil, dışarısızlığımdan geliyor

VII.

kimlerin albümlerinde resmim varsa tozunu alsın lütfen,

öksürüyorum


PELİN ONAY

 

 

Yorum (8) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Usuna çekilen her tetiğe karşılık, kirpiklerinde baharını biriktiren küçük bir kızım ben..

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv

Arkadaşlarım

sessizsenfoni
ruhlargemisi
o0nas0o
cigdemyavuz
Özcan Çeltik
uzakdost
metekan
siirimsilerle
guzellikk
buzmavilim
busecegunler
laleylicabburcubburleyli
seastar58
ayazdaikiyurek
zordasukunet
1demethuzun
manasiyokharuns
ozlemlehayat
kalbimintacmahali
siiradresi
aramgahx
sessizsiniz
1superisi
hayal006
dontcryme